Make your own free website on Tripod.com
 

bismillah

 

 

 

 
 

DEĞERLENDİRME

 

LİNKLER

 

DOWNLOAD

• 

FİLİSTİN

•

İSMET ÖZEL'DEN

• 

SORU-CEVAP

• 

MAİL GRUBUMUZA KATILIN

• 

EĞİTİM

 

 

 

 

 

 

 

             

 
 

 

 

Arsiv | Ara | Login


"Ortadoğu’da Jeopolitik Kargaşa"

Immanuel Wallerstein


 

Irak’ın egemenliği az ya da çok Irak halkına “geri döndü.” Şimdi ne olacak? Herkes şimdi ABD’ye karşı olan gerilla savaşının azalmasını görmeyi umuyor. Bu pek olası görünmüyor. öyleyse gelecek altı ayda ve gelecek beş yılda neler bekleyebiliriz? Dört tane önemli ve birbirleriyle bağlantılı dengesizlik merkezi ve önemli değişiklikler olasılığı var.

İlk soru düzenli bir Irak hükümetinin yaratılıp yaratılamayacağı. Artık Irak ulusçuluğunun Irak politik ortamının ateşleyicisi olarak geri döndüğü açıktır. Şii ve sünnilerin ve onların din adamları ve laik güçlerinin aynı düşüncede oldukları bir şey Irak’ın kendisini birleşmiş bir devlet olarak tekrar oluşturması, ekonomik gücünü yeniden kazanması ve Arap dünyasında önemli bir güç olarak siyasi rolünü tekrar ortaya koyması. Şii ve sünni liderlerin pek azı değişken hükümetli ve geniş sivil haklarla dolu bir çok partili bir sistem kurma ile ilgililer. Aksine, güçlü bir devlet istiyorlar. En olası şey ise neo-Baaz bir devlet, ama üç farkla. Bu yanlızca sünnilerin değil, şii ve sünni seçkinlerin ortak girişimleri olacak. Klasik laik Baaz rejimden farklı olarak güçlü bir islami bileşeni olacak. Bu fark ilk önce kadınlara zarar verecek. Ve İyad Allawi, Saddam’ı hızla ve büyük olasılıkla halka kapalı bir dava ile yokettikten sonra, kendisini yeni bir Saddam olarak konumlandıracak.

Bu hem Irak halkı hem de ABD hükümeti için daha mı iyi olacak? Kesin değil. Şu an için Irak liderliğinin Amerikan kuvvetleri ile bağlarını çok çabuk kopartmaktan korktuklarına kuşku yok ve ABD Irak’ı işgale bir süre daha devam edecek. Ama Irak yönetiminin bu güçlerden kaynaklanan avantajı erimekte ve onlarla bağlantılı olmanın getirdiği dezavantaj her gün artmakta. Yani, belki de 8-12 ay içinde Irak hümümeti (hangisi olursa) bu güçlerin tamamen çekilmesini isteyecek. Bu da ABD hükümetinin yerine getirmekten çok hoşlanacağı bir şey. Seçimler olacak mı? Belki.

Kürtlerin kaderi ikinci dengesizlik odağını oluşturuyor. Yeni Irak hükümeti kürtlerin federal yönetim arzularına karşı bir sempati beslemiyor. Kürtler kendileri için adaletli olduğunu hissettikleri şey sağlanmadığı sürece herhangi bir Irak hükümetinin yasallığını tanımaya hazır değiller. Kürtlerin sayıları çok kabarık. Çoğunlukla sünni müslümanlar ama şimdiye kadar islamcı eğilimler aralarında çok güçlü değildi. Topluluk olarak, Kürtler ulusalcı bir hareketin klasik yüzünü sergiliyorlar. Kürtlerin mutsuz bir tarihi var. Birinci Dünya Savaşı sonrası, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının eşiğınde bağımsız bir devlet kurma şansına sahip oldular. Ama o an ne yeterince örgütlüydüler ne de bunu başarmalarına yardım etmek için herhangi bir dünya gücü için kullanışlıydılar. O yüzden çok sayıda bağımsız devlet (özellikle de Türkiye, Surıye, Irak ve İran) arasında bölünmüş olarak kaldılar ve hiçbirisi tarafından da iyi muamele görmediler.

Sonuç olarak, oldukça uzun bir zamandır, ulusalcı isyan yolunu izliyorlar ve bulabildikleri heryede müttefik arıyorlar. Geçen otuz yıl boyunca pek bir şansları olmadı. Geçen on yıl içinde kendilerini bölgede ABD’nin en sadık müttefiği olarak sunarak Amerikan kartını denediler. ABD’nin 1991’de az ya da çok ihanetini önemsemeden, 1993’de tekrar denediler. Ateşli bir destekleyicileri olan Daniella Mitterand ABD’nin stratejilerini üstüne kurmak için güvenilir bir dayanak olmadığı konusunda Kürtleri uyardı. Ve bunun doğruluğu kanıtlanmış görünüyor. ABD Kürtlerin desteğini sürdürmeyi kuşkusuz arzu ederken Bush yönetimi açıkça kürtlerin Ayatullah Ali al-Sistani’den daha az önemli olduklarına karar vermiş bulunuyor. Eğer seçmek zorunda kalırlarsa, Ayatullah’ı seçecekler. Hangi koşulda olursa olsun, ABD’nin çok fazla bir seçeneği yok. ABD, kürtlere Saddam Hüseyin’e karşı verdiği hava koruma desteğine daha fazla devam edemeyebilir.

Kürtler de bunun farkındalar. Ortadoğu’da dostu olmayan bir diğer topluluğa, İsrail’e, doğru yöneliyor görünüyorlar. Ve İsrail bundan mutlu. Ama İsrail önemli teknik destek ve politik bağlantılar sunabilse de, bir ordu gönderemez. Bu belki de kürtlerin ihtiyaç duyabilecekleri şey. Ayrıca, İsrail kendisini yakında kendi büyük sorunlarıyla başbaşa bulabilir. Şaron hükümeti daha büyük zorluklar içinde. Gaza’dan çekilme planı dürüst değilse de, yerleşimci güçlerin fanatik direnişi yüzünden şaron’un planı uygulaması hala zor.

Gerçek sorun orada değil aslında. Filistin direnişi dinmek bilmiyor. Şaron’un Arafat-karşıtı saçmalığı direnişin daha da fazla islamcı bir renk alacağının ve sonuçta daha da uzlaşmaz olacağının bir garantisi gibi görünüyor. İsrail’in sağa doğru düzenli kayışı politik bir çıkışın olamayabileceği bir çıkmaz yarattı. Şaron, ayrıca Peres ve Barak, hepsi zamanın İsrail’in yanında olduğunu düşünüyormuş gibi görünüyorlar. Geri dönülemeyecek bir durum yarat ve sonunda dünya onu kabul eder. Ama, tam tersine, zaman İsrail’in çok aleyhinde.

En azından bir otuz yıl İsrail ABD’nin sınırsız diplomatik, ekonomik ve askeri desteğine güvendi. Ve bağlar daha da yakınlaştı. Şu anki Bush yönetimi altında, iki hükümet arasında herhangi bir mesafe düşlemek çok zor. İsrail Amerikan politikasında dokunulamaz bir tabu oldu. Tüm politikacılar İsrail’i, neredeyse her koşulda, destekliyorlar. Ama bu daha ne kadar sürebilir?

İsrail için bugün sorun ABD’nin Irak’ı işgalidir. Bu bir fiyasko. Ve Amerikan halkı her gün daha da fazla buna karşı taraf alıyor. En son kamuoyu yoklamaları ilk defa Amerikan çoğunluğunun işgalin bir hata olduğuna inanmaya başladıklarını gösteriyor. Ve Kurumsal yapının Senatör Fritz Hollings gibi üyeleri şimdi “ABD’nin tüm ahlaki otoritesini yitirmiştir” gibi şeyler söyledikleri köşe yazıları yazmaya hazırlar. Ve ABD Irak’da ne yaptığını kökten tekrar düşünürken, halkın da İsrail’e verilen koşulsuz desteği yeniden düşünmeye başlaması çok zaman almayacaktır. Ve bu,geçen on yılda batı Avrupa’da olduğu gibi, çöktüğünde İsrail’in başı gerçekten derde girecek.

Bu bizi büyük değişimin dört numaralı merkezine getirir: İran. İran dünya sistem de önemli bir “orta güç”. Büyük bir nüfusu var. Zenginlikleri var. Oldukça eğitimli kadroları var. çok büyük bir uygarlığın mirasçısı. Ve Güney Irak’la beraber, şiiliğin ana merkezi. Doğru, dini rejimin otoriter olması ve nüfusun büyük bir kesimi tarafından haklılığının sorgulaması gibi iç sorunları var. Ama bu onun jeopolitik gücünü çin’deki iç politikadaki sıkı rejimin çin’in jeopolitik gücünü etkilemesinden daha fazla etkilemeyebilir.

Dünya güçlerinin şu anda İran üzerine soruları nükleer silahlanmadır. İran hükümetinin bu konuda açıklayıcı olmadığını söyleyenlerle aynı düşüncedeyim. Nükleer gelişme peşinde olduklarına kuşkum yok. Ayrıca aşağı yukarı üç yıl içinde bir nükeer deneme yapacaklarına da kuşkum yok. Böylece geçenlerde yetkililerinin dediği gibi “nükleer kulüp”e katılacaklar.

Bunun çeşitli nedenleri var. Birincisi, İran rüşvetle satın alınamaz. Bu Kuzey Kore olayında uzak bir olasılık. Ayrıca, eğer akıllarında olan bir çeşit endüstriyel gelişmeyi gerçekleştirmek istiyorlarsa, İran nükleer enerjiye gerçekten ihtiyaç duyuyor gibi görünüyor. Ama, en önemlisi Iran nükleer güçlerle çevrili: Hindistan, Pakistan, çin, Rusya, İsrail ve tabii ABD. Nükleer silah istemeyen her İran lideri aklını kaybetmiş olmalı. Hem İran Hindistan, Pakistan ve herşeyden önce İsrail’in bu klubün üyeleri olmaya haklarının olup kendisinin olmamasına bir neden göremiyor.

İran’ın karşı karşıya olduğu bir tehlike var. Bu bir Amerikan işgali değil. Çünkü, İran ne kadar nükleer silah üretirse üretsin, ABD’nin bir işgali başaracak, politik gücü bir yana bırakın, askeri gücü yok. Karşı karşıya oldukları tehlike İsrail’in (7 Haziran 1981’de Irak’a karşı giriştiği gibi) İran’ın nükleer tesislerini yok edecek bir hava saldırısı. İsrailliler bu kesinlikle ciddi olarak düşünüyorlar. Sorun ise dünyanın 1981’den beri değişmiş olması. 1981’de İsrail’in eli uluslararası yasaları tamamen ihlal etmesi yüzünden büküldü. Bugün, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra, dünya daha az anlayışlı olacaktır. Gerçekte, bu bir kargaşa içinde olacaktır. Ve ABD dahil, dünyanın İsrail’e tepkisi muazzam olacaktır. Avrupa’da ve ABD’de çok az insan İran’a karşı bir askeri saldırıya sürüklenmeyi hoş karşılayacaktır. Ve İran bunu Irak dahil bölgedeki zaten önemli politik etkisini arttırmak için kullanabilir ve kullanacaktır.

Bush yönetimi bir ateş fırtınası yarattı ve bedelini ABD ve İsrail ödeyecek. Bu neo-con’ların hiç de öngörmedikleri bir senaryo idi.

 
Kaynak: …

10 Temmuz 2004

   


 

haksöz-Web

 

 

 

Çıkar Gözetmeyen Çabalar

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Emperyalizmin bütün kriterleri, istisnasız keyfi kriterlerdir. Emperyalizmler, her dönemde şiddet, terör yoluyla egemenlik peşinde olmuşlardır. Bunun yanında, günümüzde yaşandığı üzere, Amerikan emperyalizmi ve Siyonist emperyalizm işgal altında tuttukları halklara karşı üstün ırk mücadelesi, üstün kültür ve üstün değer mücadelesi de vermektedir. İnsanlık nezdinde ırkçılıktan daha büyük bir felaket tasavvur olunamaz. Kana dayalı biyolojik ırkçılıktan daha büyük bir zalimlik olamaz. Bütün bir insanlığı, militarizm yoluyla, şiddet ve terör yoluyla Batı değerlerinin sınırları içerisine almaya çalışmaktan daha büyük bir günah olmaz.
İçerisinde yaşadığımız günlerde emperyalizmler, soykırım siyasetleri ve kültürel soykırımlar temelinde siyaset yapıyor. Şoven kültürler her koşulda militarist yaklaşımlar, dayatmacı yaklaşımlar, çatışmalar ve karşıtlıklar üretiyor. Kapitalizm yaşadıkça emperyalizmlerin de buna bağlı olarak yaşayacağı anlaşılıyor. Kapitalizmin başarıları çoğaldıkça, kötülükleri de o ölçüde çoğalıyor. Kapitalist irade ihtiyaç duyduğunda istediği rejimleri para ile satın alabiliyor, yanaşma rejimler, yönetimler kurdurabiliyor. Otoriter, militer ideolojik dil aracılığıyla toplumların bağımsız tercih yetenekleri yok edilebiliyor. İdeolojik kişilerle yönetilen toplumlar, ilgili toplumları duygusuz ve ruhsuz hale getiriyor. Sistem, toplumların refahına değil, güçlü azınlıkların, oligarşilerin çıkarına hizmet ediyor.
Günümüzde sermayenin dokunulmazlığı var. Hiçbir iktidar, büyük kredi kurumlarının iktidarından bağımsız olmayı başaramıyor. Para uzmanlarının tayin edici rollerini de hatırlamak gerekiyor.
Ahlaki değerlerden, vicdani değerlerden bağımsız bir ekonomik hayat, büyük adaletsizliklere ve büyük kötülüklere neden oluyor. İnsanı, toplumu maddi anlamda olduğu kadar, manevi anlamda da, sömürerek elde edilen ahlaksız zenginlik, ahlaksız itibar, ahlaksız imtiyaz ve konumlar İslam nazarında kınanmış ve yasaklanmıştır. Spekülatif maddi kazançlar ve konumlar ahlaksız olduğu gibi, spekülatif manevi kazançlar ve konumlar da ahlaksızdır. İnsanı ve toplumu manevi anlamda sömürmek, temel insani ve ahlaki ölçüleri yok sayarak, hangi anlamda olursa olsun menfaat ilişkisi içerisine girmek, hayatı kirletmek anlamına gelir.
Müslüman olmak demek, zenginlik, iktidar,makam, mevki, şöhret karşısında ilahi ölçüleri, ilkeleri ve ahlaki sınırları korumak ve en güzel şekilde temsil etmek demektir.
Hayatımızın, varoluşumuzun ahlaki anlamını hiçbir koşulda ihmal edemeyiz, unutamayız. Günümüzde, İslami kesimlerde, hiçbir ilkeye bağlı bulunmayan bir tür taşracılık, bir şekilde çoğalıyor. Ahlakın içeriğini ilahi irade belirler, ahlaki tüm ölçüler aynı zamanda aklın da kabul ettiği ölçülerdir, ahlaki ölçüler insanlık fıtratı ile uyum içerisindedir.
Günümüzde İslam algısı olumsuz yönde değişiyor. Uygarlığımızın, kültürümüzün sicilinde asla barbarlık, vahşet olmadığı halde, yalana dayalı imge ve imaj üretimi ile İslam ve Müslümanlar karalanıyor. İslami düşünce hayatı, küresel dalgalanmalardan, propagandadan etkileniyor, gerçeği asla yansıtmayan kışkırtıcı ve yıkıcı bir söylem tarafından yönlendiriliyor. Düşünsel alanda edilgin tüketiciler haline getiriliyoruz, mevsimlik tercihlerle koşullandırılıyoruz. Zihinlerimizin ve ruhlarımızın bir şekilde köleleştirildiğine tanık oluyoruz. İslami hassasiyetler bireyselleşiyor; zamanı ve mekanı yalnızca sezgilerle tanımlayan bir zihniyet din haline geliyor. Mal fetişizmi büyüyor, sürüye katılanlar çoğalıyor. Hayatımızı anlamsız güncel tercihler işgal ediyor; düşüncelerimizi ve kalbimizi anlamsız ilgiler ve uğraşlarla kirletiyoruz. Görececilik etkilerini artırıyor, görececilik temel, kuşatıcı İslami hassasiyetleri zayıflatıyor. Anlam ve amaçları toplumsallaştırma çabaları/uğraşları, yerini folklorik ilgilere terk ediyor.
İslam’ın sınırlarının, içeriğinin ve işlevlerinin, Amerikan ve Avrupa emperyalizmleri aracılığıyla belirlenmeye başlanmasıyla birlikte, entelektüel hayatımız İslami karakterini yitirmeye başlamıştır. Çevremizde entelektüel atanet ve meskenet büyüdüğü için, İslami bilinç ve algının özgürlüğü gereği gibi temsil edilemiyor. Her durumda inançlarımızın, düşüncelerimizin, kimlik ve kişiliğimizin, onurumuzun bilincinde olmamız gerekiyor. Hangi alanda olursa olsun, kişisel tutkularımız, tercihlerimiz ilahi ölçü ve dengeyi bozmamalıdır. Gerçek anlamda bir bilgi, bilinç, birikim ve ahlak bütünlüğüne sahip olmaksızın, sahip olunan manevi konumlara dikkat etmeliyiz. Düşünsel, ahlaki ve siyasi boyutlar, içerikler, ilişkiler birbirinden bağımsız olamaz.
Ahlaki anlamda İslam’ı temsil ettiğini iddia eden bir kimse, siyasal anlamda sistemi, statükoyu ve egemenleri temsil edemez.
Manevi, ahlaki liderlik konumunda bulunanlar, her tür iktidar ilişkisi karşısında bağımsız olmayı başardıkları takdirde ahlaklı olurlar, ahlaki itibar sahibi olurlar. Düşüncelerini küresel egemenlerin, tiranların eğilimleri doğrultusunda yapılandıran, konumlandıran; egemen yapıları hiçbir şekilde sorgulama ihtiyacı duymayan; egemen baskıcı yapılara ve uygulamalara hiçbir zaman muhalefet etmeyen; kendi yorumlarını ve çözümlemelerini çok eşsiz ve çok önemli bulan; kendileri üzerinde hiçbir şekilde çalışma ihtiyacı duymayan; kendilerinin, bütün sorunların yanıtlarına sahip oldukları izlenimini veren; itaatkar entelektüeller, itaatkar cemaat liderleri, bu tutumlarıyla büyük düşünsel yenilgiler alıyor, ahlaki bir hezimet içerisinde kişiliksizliği ve onursuzluğu seçiyorlar. Statükoyu ve sistemi haklı çıkarmaya çalışan zihniyet, oportünist bir hareket noktasına sahip bulunduğu için, hem ahlaki anlamda, hem de siyasal anlamda büyük bir hiçlik ve işlevsizlik içerisindedir. Yalnızca sahip bulundukları ayrıcalıkları ve ayrıcalıklı konumlarını muhafaza edebilmek için kendilerini sistemin kucağına atanlar vicdani bir çölleşme içerisindedirler.
Müslüman halklar günümüzde katlanılamaz aşağılanma biçimlerine maruz kalıyor, siyasal bir dehşete maruz bırakılıyor. İşgal altında bulunan ülkelerde hayat tamamen bir işkence halini almıştır. Hiçbir işgal hiçbir şekilde haklı çıkarılamazken, çarpıtılmış, yalan gerçeklerle bütün bir dünya kandırılabiliyor, masum halklara yönelik, masum sivillere yönelik terör, bombardıman, katliam bütün yoğunluğuyla sürüyor. Barbar, vahşi işgallere direnen onurlu, izzetli, vakur Müslümanlar terörizmle suçlanabiliyor, klişelerden ibaret bir dil’le, gerçeğimizi asla yansıtmayan çirkin imajlarla mahkum edilmeye çalışılıyor.
Emperyalizmin, İslam toplumlarında sınırsız iğrenç suçlar ve günahlar işlediği günümüzde, yapılabilecek en anlamlı seçim, bir direniş zemininde bulunmaktır.
Bütün varlıklarıyla özgürlük mücadelesine katılan bütün direnişçilere selam olsun.
Özellikle günümüzde, sorumlu, bilinçli, dayanışmacı, etkili, aktif, katılımcı, paylaşımcı, sorgulayıcı toplumlara çok ihtiyacımız var. Etkili siyasal pratikler, etkili siyasal düşünceler ve kültürle sağlanabilir. Toplumlarımız geçmişin mirası ile geleceğin ufku ve çerçevesi arasında bir denge kurmak zorundadır. Toplumlarımızın siyasal bilincini yükseltmek gerekir. Irkçılıklara, güç siyasetlerine, ideolojik ayrımcılıklara, emperyalizmlere son verildiği taktirde, terör ve şiddet siyasetleri de son bulmuş olacaktır.
Gerçek bir varoluş yoğunluğu, düşünsel bir yoğunluk ister, ahlaki bir yoğunluk ister.
İnançlarımız ve düşüncelerimizle ilgili yoğunluğu, inanç ve düşüncelerimize aşkla bağlı olduğumuzda sağlayabiliriz.
İnançlarımızı ve düşüncelerimizi aşkla sevmemiz, aşkla yaşatmamız ve yükseltmemiz gerekir.
İnançlarımız kişisel çıkarlara, hizip, cemaat çıkarlarına alet edilemez.
Hayatlarını, ilişkilerini ve düşüncelerini ilahi hakikate göre değil de, hizip ve cemaat çıkarlarına göre düzenleyenlerin, hayatlarında hiçbir mukaddes’e yer yoktur.
İlahi hakikat’e hizmet, çıkar gözetmeyen çabalar ister.

 


 

 

 

    her konuda bize yazın

 Linkler   Download  Filistin  Şiir  SoruCevap

 Mail Grubumuza Katılın Eğitim

 

 

 

Ziyaretci Defteri Ziyaretci Defteri